Avustralya'da Yaşam Tarzı
Konu keyif olunca, Avustralyalıların üstüne tanımıyorum. Eskiden sanıyordum ki biz Türkler keyfimize düşkün insanlarız. Buranın insanıyla kıyaslayınca ne yazık ki bizler oldukça sinirli, tahammülsüz ve stresliyiz. Aussie'lere gıpta ediyorum. Yaptıkları her işten keyif almak istiyorlar. Ben de birgün bu genlerime işlemiş olan stresi kafamdan atıp, o andan tamamen keyif almak istiyorum.
Görseller internetten alınmıştır.
Havanın rüzgarlı, yağmurlu ya da kapalı olması Aussie'ler için sorun yaratmaz. "Biraz serin, değil mi?" deyip üstlerine bir ceket attılar mı, tamam. İşte çalışırken öğle tatilinde dışarı çıkıp, en yakın parka yürümeye giderler, hatta bazıları sörf bile yapar. İş çıkışı birkaç arkadaş hemen 2 adım ötedeki barda 2 kadeh bir şey içer. Sabahları, mutlaka hergün alışveriş yapıp kanka oldukları kafeye uğrayıp favori kahvelerini alır, işe öyle giderler.
Piknik yapmaya bayılırlar, zaten park bahçe de çok, at çantaya 2 sandviç ya da biraz kraker ve peynir, 1 şişe de beyaz şarap, al sana piknik. Kasmıyorlar, 10 tane çantayla gitmiyorlar pikniğe mesela. Onu yıka, bunu kaldır, geri eve götür, mangalın 2 saat temizliğiyle ugraş döngüsüne girmeyin diye hemen hemen bütün parklarda herkese yetecek miktarda barbeküler var, hem de ücretsiz.
Denize gitmek, kolay. Sırtınıza bir havlu atıp, terlik giyme zahmetine bile girmeden otobüsle ya da trenle rahatlıkla plaja ulaşabilirsiniz, arabanız olmasa da olur, zira koca şehir denize açılıyor, gitmesi maksimum 1 saat. Giriş ücreti diye bir şey yok, bütün plajlar sizin. Şemsiye, şezlong kiralayan, dandik bir birayı, dondurmayı 3 katına satan işletmeler yok. İsterseniz üstsüz güneşlenin, isterseniz mayonuzu sahilde degiştirin, kimse dönüp bakmıyor.
Bara gittiniz, birisi yanaştı, konuşmaya çalıştı diyelim. Hiç gerilmeyin, "Teşekkürler, ilgilenmiyorum" ya da ona benzer bir şey dediğiniz anda karşı taraf hiç bozulmadan, hatta nazikçe gülümseyerek "ok" diyerek uzaklaşıyor. Uzatan yok. Çünkü bunu ego yapan yok, dedim ya, keyif için her şey. Oldu, ne ala, olmadıysa tamam iyi günler.
Uzun haftasonu tatili mi var? Hemen atlayıp 2-3 saat mesafede bulunan bir kamp alanına gidip -teknelerini de götürürler hatta, arabayla çekerek- orda yine hafif yemekler yaparak (çoğunlukla yine barbekü), tekneyle denize açılarak, sabahtan itibaren bira ve şarap içerek bu tatili değerlendirirler. Çocukları da kendi halinde takılır, çünkü ara ara onlarla oyun oynamayı ihmal etmezler.
Haftada birkaç kere dışarda yemek yerler, haftasonları da genelde ailece ya da arkadaşlarıyla kahvaltıya giderler. Pazar gününü ise daha çok büyükanneler, büyükbabalar da dahil olmak üzere ailece barbekü partileri yaparak geçirirler.
Değişik mutfaklar denemeyi, değişik yerlere gitmeyi, gezmeyi çok severler. Bilgi alışverişine her zaman açıklar.
Her şey onlar için "nice"dır (güzel, hoş). Bir kafeye girdiğinizde, bir dükkanda bir şey baktığınızda ordaki çalışanların mutlaka havayla ilgili bir yorumu vardır. Hava bir haftadır aynı olsa bile, "Bugün hava çok güzel, değil mi?" diye minik bir sohbet açmak buranın en önemli kültürlerinden biridir. Bir büfeye sakız almaya girdiğinizde bile önce size "merhaba, nasılsınız" diye sorarlar. İlk geldiğimizde ben yine buna çok şaşırmıştım, "elin bakkalı halimi hatrımı sordu yav" diye 😃
Madem nezaket kurallarına geldi konu, şunu da belirtmekte fayda var: Biliyorum bu çoğu millet için geçerli ama burda çok ciddiye alıyorlar, 'lütfen', 'afedersiniz" ve 'teşekkür ederim' demezseniz karşı taraf size gerçekten gıcık olup, sizin aşırı kaba biri olduğunuzu düşünebilir. En basit şey için bile, insanlar sürekli bir 'lütfen', 'teşekkürler' ve 'afedersiniz' duymayı tercih ediyorlar. Bir de perşembeden itibaren herkes birbirine haftasonu planını sormaya başlar :) Pazartesi günü ise mutlaka bir "Haftasonun nasıldı?" sorusu sizi bekler. Ben ilk başlarda ciddi ciddi, uzun uzun anlatıyordum sonra baktım detaya gerek yok, "İyiydi, buraya şuraya gittik, senin nasıldı?" demek yeterliymiş :))
Yazın ayrı, kışın ayrı olmak üzere şehrin farklı yerlerinde birçok festival düzenlenir. Bu festivallere yine çocuklarıyla beraber mutlaka katılırlar. "Ay çocukla falan o kalabalığa giremeyeceğim hiç!" demezler mesela, çocuk var diye kendini eve hapsetmez Aussie anneleri :) Çünkü bilir eşiyle beraber eşit ilgilenecekler o çocuklarla, zaten çocuklar da hiç ağlayıp bağırmaz, o keyif ortamına doğan çocuk ağlar mı hiç? :)
Yeni doğum yapmış anneler, doğum yaptıkları hastanelerin ya da bağlı oldukları belediyelerin yönlendirmesiyle 'mothers group' yani anneler gruplarına katılarak, aynı yaştaki bebekleriyle beraber sosyalleşmeye devam ederler. Bu toplantıları da bulundukları semtin barının bahçesinde (evet bar/pub) ya da parkta çimlerde oturarak yaparlar.
'Amma da abarttın, hiç mi olumsuz bir şey yok yahu' derseniz haklısınız, illa ki her iyinin kötü bir tarafı da oluyor, o da başka yazının konusu olsun :)
Selen
'Amma da abarttın, hiç mi olumsuz bir şey yok yahu' derseniz haklısınız, illa ki her iyinin kötü bir tarafı da oluyor, o da başka yazının konusu olsun :)
Selen
Görseller internetten alınmıştır.







Comments
Post a Comment